25 Mayıs 2012 Cuma

~ Üstad'ı Rahmet ile anıyoruz ~



Yüzyılın Şairi, Cümlelerin Efendisi.

"Son günüm olmasın çelengim top arabam
Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam"

Üstad'ı Rahmet ile anıyoruz
Mekanı Cennet Olsun inşALLAH...


Mediha Öğretmen ve Mustafa (Hayat Dersi)



Öğretmen okulun ilk gününde,
5. Sınıfın önünde dururken, çocuklara bir yalan söyledi:
Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı
derecede sevdiğini söyledi.
Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada, oturduğu
yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.
Mediha öğretmen bir yıl önce Mustafa’ yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemlemişti.
İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu.

Bu öyle bir noktaya geldi ki, Mediha öğretmen onun kağıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar(X) yapmaktan ve kağıdın üstüne kocaman bir “0” koymaktan zevk alır oldu.

Mediha öğretmenin okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu; Mustafa’ nın kayıtlarını en sona bıraktı.

Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa’ nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve de çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli"

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor."

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa’nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek."

Mustafa’ nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor."

Bunları okuyunca, Mediha öğretmen problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu.

Mustafa’ nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.

Mustafa’ nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kağıdı ile beceriksizce sarılmıştı.

Mediha öğretmen onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu.

Mediha öğretmen pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı.

Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi.

Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü.

Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

"Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz."

Çocuklar gittikten sonra, Mediha öğretmen en az bir saat ağladı.

O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı.

Mediha öğretmen, Mustafa’ya özel ilgi gösterdi.

Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.

Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Mediha öğretmen kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa’dan bir not daha aldı.

Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı.

Yine Mediha öğretmenin tüm yaşamında ki en iyi ve en favori öğretmen olduğunu yazmıştı.

Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi.

Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu.

Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu.

Ama simdi ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı:
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz
( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu.

Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Mediha öğretmenin damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Mediha öğretmen bunu kabul etti.
Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği taktı. Dahası, Mustafa’ nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Mediha öğretmenin kulağına şöyle fısıldadı:

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Mediha öğretmen, gözlerinde yaşlarla şöyle dedi:
“Yanlış düşüncelere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum."

 
 

24 Mayıs 2012 Perşembe

Regaib Kandili (Gecesi) Yapılması Gereken İbadetler.



Regaib kelimesinin anlamı;
Regaip arapça bir kelimedir "Rega-be" ifade olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba harcamak demektir .

Regaib Kandili (Gecesi) Yapılması Gereken İbadetler.

Receb-i şerifin ilk Cuma gecesi "Regaib gecesi"dir.

Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

Regaib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at Hacet namazı  kılınır.
2 rek'atte bir selam verilerek kılınan bu namazda,

Fatiha-i şerifeden sonra her rek'atte
3 inna enzelnahü,
12 İhlas-ı şerif okunur.

Namazdan sonra 7 Salat-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.

Salat-ı Ümmiye:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ

"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim"

Secdede 70 defa:

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

"Sübbuhun kuddusün rabbüna ve rabbül melaiketi ver ruh" okunur.

Secdeden kalkıp 1 defa:

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعَزُّ اْلاَكْرَمُ

"Rabbiğfir verham ve tecavez amma ta’lem. İnneke entel-eazzül-ekrem" okunur.

Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

"Sübbuhun kuddusün rabbüna ve rabbül melaiketi ver ruh" okunur.

Secdeden kalkıp Dua yapılır.

Dua da Hz. Allah’a şu şekilde de iltica etmelidir:

اَللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا رَجَبَ وَشَعْبَانَ وَبَلِّغْنَا رَمَضَانَ

"Allahümme barik lena recebe ve şa'ban. Ve bellığna ramazan"

Regaib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek’atte bir selam verilerek 4 rek'at teşekkür namazı kılınır.

Her rek'atte

1 Fatiha-i şerife,
7 Ayetü’l Kürsi,
5 İhlas-ı şerif,
5 Kul euzu birabbil-felak,
5 Kul euzu birabbin-nas  okunur.

Namazdan sonra 25 defa:

لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ الْكَبِيرِ الْمُتَعَالِ


"La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azimil kebiril müteal"

25 defa:

اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

"Estagfirullahe'l-aziym. Ve etubü ileyk" denilip dua yapılır.


Recep ayına hürmetin karşılığı anlatan, şu kıssayıda faydasına binaen paylaşmak istiyorum..

Receb ayı, Adem aleyhisselamdan beri kıymetli idi. Bu ayda muharebe etmek günahtı. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi.
İsa aleyhisselam zamanında bir genç, güzel bir kıza tutulmuştu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zaman sonra söz aldı. Bir akşam, bir yerde buluştular.
Genç, pek sevinçli idi.Aylardır bu zamanı bekliyordu. Genç ansızın, pencereden hilali, yeni ayı gördü.
Kıza
-Bu hangi aydır, dedi.
Kız da
- Receb ayı, diye cevap verdi.
Genç birden toparlandı. Kız bu ani değişikliğe çok şaşırdı:
- Ne oluyorsun, ne oldu sana birden, diye sordu.
Genç, şöyle cevap verdi:
- Babalarımdan işittim. Receb ayında günah işlenmez. Bu aya saygı gösterilir, deyip, özür diledi ve evine gitti.
Hz Allah, İsa aleyhisselama vahy gönderip, olanları bildirdi. "Bu genci ziyaret et ! Selamımı söyle !" buyurdu.
Genç, Receb ayına gösterdiği bu saygı için, büyük bir Peygamberin kendine gönderildiğine sevinerek İman etti.İyi bir mü’min oldu. Receb ayına gösterdiği bu saygı sebebi ile, İman şerefine kavuştu...(bu kıssadan gerekli mesajı alıp, bu Mübarek ayda her türlü günahtan uzak duranlardan oluruz inşALLAH..


Bu mübarek zamanlarda vadedilen sevaplara kavuşabilmek için, her şeyden önce itikadı düzeltmeli, ilmihal bilgilerini, ibadetleri, haramı, helali öğrenmeli ve yaşayışımızı bunlara uygun hale getirmeye gayret etmeliyiz...Çok tevbe ve istiğfar etmeli, kazaya kalmış oruç ve namazlarımızı,
 bu günleri vesile ederek kaza etmeye çalışmalıyız...


Fırsatı ganimet bilmeliyiz.Bu günlere bir daha kavuşup, kavuşmayacağımız belli değildir.Bu günleri fırsat bilerek günahlarımıza istiğfar etmeli, Hz Allah'ın biz acizleri affetmesi için yalvarmalıyız.İbadetlerimizi noksansız yapmalı, ömrü zayi etmemeliyiz...


Selam ve Dua ile..Hayırlı Kandiller...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Vedalar ACI da Olsa, Hakkımızda Hayırlıdır Bazen....


Vedalaşırken, birbirinizden ayrılırken, seni, emanetleri zayi etmeyen Allah’a emanet ediyorum deyin. Kaynak: İbni Mace

20 Mayıs 2012 Pazar

RECEB AYI ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN AYIDIR



20 MAYIS 2012, PAZAR


“Beş gece vardır ki, bu gecelerde yapılan dualar reddolunmaz. Cuma gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şabân ayının on beşinci yani berât gecesi ve bayram geceleri.” (Hadîs-i Şerîf, Musannef-i Abdurrezzâk)


RECEB AYI ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN AYIDIR
...
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Receb ayı Allâh’ın ayıdır, Şabân benim ayımdır, Ramazân ise ümmetimin ayıdır.” buyurdular.

Receb ayı, günahları terk içindir. Şabân Allâh’ın ahdine vefa ve amel içindir. Ramazan sıdk ve safa içindir. Receb tevbenin kabûlüne, Şabân şefâate, Ramazan ise sevabların kat kat olmasına vesiledir. Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayı yani ekip suladığını biçip devşirip toplayacak bir aydır.

Receb öyle bir aydır ki, Allâhü Teâlâ onda işlenen hayırlara kat kat sevâb verir.

Bu ayda edilen duâ müstecâb olur. Onda işlenen küçük hatalar affolunur. Onda işlenen hayrın sevâbı gibi işlenen günahın cezâsı da kat kat olur.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerîften başka en çok Receb ve Şabân aylarında oruç tutardı. Hz. Hüseyin (r.a.) “Receb ayında oruç tutunuz. Zira Receb Allâhü Teâlâ’dan tevbedir.” buyurdu.

Peygamber Efendimize (s.a.v.) “Yâ Resûlallâh! ‘Receb Allâh'ın ayıdır’ ne demektir,” diye sorulunca “Receb Allâh'ın ayıdır. Çünkü Receb, Hakk’ın mağfiretine mahsus bir aydır... Bu ayda Allâhü Teâlâ peygamberlerin duâlarını kabûl etmiştir. Bu ayda Allâh, evliyasını düşmanlarından kurtarmıştır.

Bir kimse bu ayda oruç tutsa, Allâh ona üç türlü lütufta bulunur; onun geçmiş günahlarını mağfiret eder, kalan hayatında (hayır üzere bulundukça) onu korur, mahşerde susuzluktan emin kılar.

Bir yaşlı zât ayağa kalkıp: “Yâ Resûlallâh! Ben Receb ayının hepsini oruç tutamam” deyince “Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş gibi olursun. Çünkü hasene on katı ile yazılır, Ammâ ilk Cuma gecesinden de gâfil olma” buyurdular.


Fazilet Takvimi




Peygamber Efendimizin (sav) Recep Ayında yaptığı Dua.
"Allahumme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan"
"Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır".
Üç ayların ilki olan Recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça yapmalıyız. Çünkü Resulullah (sav) bu duayı yaparlardı ve ümmetinin de yapmasını istemiştir.


19 Mayıs 2012 Cumartesi

Adem Aleyhisselam ve Kelb



Hz Allah, Adem Aleyhisselamın cesedini yaratıp henüz ruh üflemeden Cennetin kapısı önüne koymuştu.

İblis oradan gecerken "Eğer benden üstün kılınırsa elbette ona isyan ederim.Yok, ben ondan üstün kılınırsam elbette onu helak eder, öldürürüm" demişti.
Sonra tükürüğünü ağzında topladı ve Adem Aleyhisselamın (kuru çamur halindeki) cesedine tükürdü.Şeytan aleyhillane nin tükürüğü Adem Aleyhisselamın göbeğinin bulunduğu mahalle isabet etti.

Hz Allah oradan tükürük miktarı kesilmesini emr etti.
Bu kesilmeden dolayı göbek mahalli çukurlaştı.
Hz Allah o çamurdan köpeği yarattı.

BU SEBEBLE KELBDE 3 HASLET VARDIR:

1-Ademoğluna ünsiyet (yakınlıkk) sahibine sadakat, Onun toprağından yaratıldığı için.

2-Seher vakti uyanıklığının uzun olması.Cebrail a.s.ın dokunmasının bir eseri olduğu için.

3-İnsanı ısırması şeytanı lainin tükürüğünden olduğu içindir..


Tefcirut Tesnim Fi Kalbin Selim..


18 Mayıs 2012 Cuma

~ Lâmekân Aşk~



Aşk ne zaman, ne de mekân arar. İlle de mekân derseniz kalbim derim. Zaman ise; geldiği andır. . . O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder geleceğini. Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu. Bir hassasiyet bir durgunluk başlar yüreğimde, fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükûn kaplar etrafımı. Sanki bir şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü. İşte o an aşk kapıdadır, içeri girmek için davet bekler benden.

Ben aşkı bilsem de O’nun kadar aşkı hiç kimse bilemez. O sevenlerin en sevenidir, çünkü aşkı yaratan O’dur. O aşkın ta kendisidir. Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni. O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi. O sevilmeyi ister, o istenmeyi bekler. Ve yine insanla ayna tutar insana.

Aslında aynada o dur, sevgide o dur, aşk da odur. O benim kapıma gelen deli sevdamdır.

“İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım ”der.

Sır nedir? Aslında aşktır kâinattaki en büyük sır.

Sev der, çok sev ama en çok beni sev. Sevdirir birleştirmez, gösterir yaklaştırmaz, özletir hasret bırakır, âşık eder kavuşturmaz. Zaten kavuşsa adı aşk olmaz. Yan ama tutuşma der, tutuşacaksan sadece benim için tutuş.

Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı. Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar. Kâinattaki her şey onu arayıştır aslında, onu keşfetmek üzere programlanmıştır hayat.

Her şeye rağmen AŞK tektir.

Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz, ne güzel, ne ulaşılmazdır onların ışığı. Ama onlarda güneşten alırlar parlaklıklarını. Güneşi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır.

Gaye-i ışıktır güneş, vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar.Vesile-i aşktır insan, gaye-i aşktır ALLAH

Ve perde-i aşktır insanı sevmek. İnsanla perdeler kendini hasret bırakır, özletir, göstermez.

Aşk-ı dünyevidir insan ve Aşk-ı uhrevidir ALLAH .

O kulunun kalbine nazar etmeye görsün, kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtuluşunuz yoktur. O yarattığı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine. Sevgilinin zatında aslında kendi nuru vardır. Seven O’nu sever, isteyen O’nu ister, özleyen O’nu özler. Peşinden koştuğumuz da O, kavuşmak istediğimizde O, sarılmak istediğimizde O’dur.

AŞK; tekdir. Aslında en büyük lütuftur bu kulunun kalbine koyduğu ateş.

“Her göz etmez fark, İşitmez her kulak,

Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN

Canı görmek için izin yok ki bil ki sen

Bir ateştir, yel değildir ney sesi;

Kim ki ateşsizdir; Yok olsun böylesi ” der Mevlana.

İşte bu yangınla gelir kul O’na. Mucibince amel ederse dünyevi aşktan uhrevi aşka geçiverir. Aslında Mecnun’a Leyla’dan tecelli eden de O’nun aşkının nurudur. Ama O kalbe kendi sevgisinden daha şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç? Kulunu kullanır, gönlüne lezzet tat verir. Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur, bülbüllerin sesini dinletir, şakayıkların renklerini gösterir, fark ettirir hayatı, aldığı soluğu hissettirir. Sonsuz sevgi pınarından su içirir. Sevmeyi böyle öğretir kuluna. Sevince İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara. Ve aşkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder.

Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyhalar, Ferhatlar Şirinler ve daha nice efsaneler bu aşkla ona erdiler. Anne sevgisi, eş sevgisi, kardeş sevgisi, evlat sevgisi, sevgili sevgisi hepsi birdir. Hepsi tek pınardan beslenir.

Çünkü sevgi tektir. Bilmeden Allah’ı sevmektir âşık olmak, işte budur aşka mecaz katmak. O zatını kulunda gizler görünmez, ama O kulunu görür. O bilir, o çok sevdiği kulunun bir gün kendine âşık olacağını da bilir.

Bu aşkla Mahmut Hüdai-ye kadılığı bıraktırır. İbrahim Ethem’i atlas yorganından çıkartır. Bişr-i Hafî’ye bütün varlığını tükettirir. Niyazi-i Mısri’ye mum yaptırıp sattırır. Ferhat’a dağları deldirir, aşığa acı çektirir.

Âşık sadece sever, o sevmeyi sever ve “Seni seviyorum” demeyi sever. Âşık aşka âşıktır, âşık aslında Sana âşıktır.

Aşk tektir, bende tek Seni sevdim kulun zatında.


iktibas..(isim olarak kime ait bulamadım)


~ Bu değerli yazıyı hazırlayan Zat-ı Muhterem/e den Allah Razı ve Memnun olsun inşALLAH ~




17 Mayıs 2012 Perşembe

MESNEVİ'DEN GÜZEL BİR HİKAYE..



Uzun ama güzel bir hikaye…Tavsiye ederim…Hikayeyi okurken şunları göz önüne alarak okuyun :

Buradaki Padişah : Ruhu
Cariye : Nefsi
Cariyeyi tedavi edemeyen hekimler : Sahte Şeyhleri
Cariyeyi tedavi eden hekim ise : Mürşid-i Kamili
Kuyumcu ise : İnsandaki heva ve heves (boş ve lüzumsuz arzular) gibi şeyleri temsil ediyor..

Zamanın birinde bir padişah vardı.
Padişah bir gün adamlarıyla ava giderken yolda güzel bir cariye görüp ona aşık oldu.
Onu alıp sarayına getirdi. Fakat bir müddet sonra o güzel cariye hastalandı. Günden güne eriyip tükenmeye başladı. Memleketin en iyi hekimleri cariyenin hastalığına bir çare bulamadılar. Padişah bunu görünce çok üzüldü, günlerce çareler aradı, sağa koştu, sola gitti olmadı. Sonunda bir mescide gidip el açarak dua etti, secdeye kapanarak ağladı. Cariyenin iyileşmesi için yalvardı. Bu sırada uykuya daldı. Rüyasında bir pir gördü; pir ona :

- "Artık üzülme duan kabul oldu. Yarın şehrinize bir yabancı gelecek o bizdendir. Onun yapacağı tedaviyle cariyen iyileşecek." dedi.

Sabah olup güneş doğunca padişah pencereye koşup rüyasında gördüğü piri beklemeye başladı. Uzaktan onun geldiğini görünce kendisi sarayın kapısına koşarak kapıyı açıp piri içeriye aldı. Konuşup görüştükten sonra, padişah pire hastanın hastalığını anlattı. Daha sonra onu hastanın yanına götürdüler..

Hekim önce hastanın yüzüne baktı sonra nabzını saydı. Hastalığın belirtilerini sorup sebeplerini dinledi..

-"Diğer hekimlerin tedavileri iyileştirmek yerine büsbütün harap etmiş hastayı." dedi. Sonra şöyle devam etti.

-"Onların içerden haberleri yok, onun için de hepsinin aklı fikri işin dış yüzünde." dedi.

Hekim hastalığın ne olduğunu anlamıştı, fakat bunu padişaha söylemedi.

Hastanın halinden inlemesinden onun gönül hastası olduğunu hemencecik anlayıverdi. Çünkü hiçbir hastalık gönül derdi gibi değildir.

Hekim durumu anlayınca : "Padişahım, dedi. Herkesi uzaklaştır köşede bucakta kimseler kalmasın ki ben hastayla baş başa kalıp rahat rahat çalışayım, hastanın hastalığını anlayıp ona göre bir tedbir düşüneyim."

Padişah emretti oda boşaltıldı, hastayla hekimden başka kimse kalmadı.

Hekim yaklaşıp hastanın başucuna geldi yumuşak ve tatlı bir sesle :

-"Memleketin neresi, nerelisin? Bana söyle , çünkü her memleketin halkının ilacı başka başkadır. Memleketinde yakın akrabandan kimler var, kime yakınsın? diye sordu.

Hekim elini kızın nabzına koymuştu. Hem soruyor hem de nabzını kontrol ediyordu.

Kız yavaş yavaş hekime bütün olanları anlatıyor, başından ne geçtiyse söylüyordu.

Hekim kızın nabzını tutmuştu ve :

-"Bu kız kimin adını söylediğinde eğer heyecanlanır, nabzı hızlanırsa demekki sevdiği, uğruna hasta olup yataklara düşerek mum gibi eridiği odur." diye düşünüyordu

Kız önce doğup büyüdüğü memleketi ve oradaki dostlarını sayıp döktü. Fakat nabzında bir değişiklik olmadı...

Hekim : "Doğduğun yerlerden ayrılınca hangi memlekete gittin?" diye sordu.

Bunun üzerine kız bir şehir ismi söyleyip geçti ama ne yüzünün rengi ne de nabzının atışı değişti. Daha sonra sırasıyla götürüldüğü yerleri, şehirleri , görüşüp tanıştığı insanları birer birer sayıp döktü. Lakin halinde bir değişiklik olmadı. Ta ki hekim Semerkant şehrini soruncaya kadar..

Semerkant'ın adı geçince kızın nabzı hızlandı, yüzü ve yanakları kızardı. Çünkü o Semerkant'ta bir kuyuncuya aşıktı ve ondan ayrılmış olmanın ızdırabıyla yanıp tutuşuyordu..

Bunu öğrenen hekim kuyumcunun Semerkant'ın hangi semtinde ve hangi mahallesinde olduğunu sorup öğrendi. Sonra kıza :

-"Ben senin hastalığını ve bu derdin çaresinin ne olduğunu çok iyi anladım. Fakat sen bu bana anlattıklarını sakin başkasına söyleme, hele hele padişaha hiç anlatma..." diyerek tembih etti..

Hastanın yanından ayrılan hekim doğruca padişaha gelip durumu anlattı : "Bu kızcağızın iyileşmesi için o kuyumcuyu getirmekten başka çare yok." dedi.

Bunu duyan padişah hekimin nasihatini canu gönülden kabul etti. Hiç zaman geçirmeden kuyumcuyu davet etmek üzere bir elçi gönderdi... Elçi Semerkand'a varınca doğruca gidip kuyumcuyu buldu. Padişahın gönderdiği hediyeleri takdim eti ve padişahın onu davet ettiğini, eğer gelirse padişahın en yakın adamlarından olacağını çok büyük ihsanlara ve iltifatlara mazhar olacağını söyleyince, kuyumcu zaman kaybetmeden yola koyulup padişahın sarayına en kısa zamanda ulaştı.

Saraya gelen kuyumcuyu hekim alıp padişahın huzuruna götürdü. Padişah kuyumcuya iltifatlar yağdırıp ihsanlarda bulundu. Hazinesini ona teslim etti :

Hekim bunun üzerine : "Ey padişah o cariyeyi bu kuyumcuya ver ki hastalıktan tamamen kurtulup iyileşsin." dedi...

Padişah o ay yüzlü güzeli kendi eliyle kuyumcuya verdi, altı ay murat alıp murat verdiler. Böylece kız tamamen iyileşmiş oldu.

Ondan sonra hekim kuyumcuya bir ilaç hazırladı. İlacı içen kuyumcu hastalanarak günden güne çirkinleşip erimeye başladı. Eski güzelliğinden eser kalmadı.

Kuyumcu böyle günden güne eriyip çirkinleşince kızın gönlü de ondan soğudu, aşkı günden güne azaldı. Bir müddet sonra kuyumcu öldü. Ölünce de kızın aşkı tamamen sona erdi. Böylece o güzeller güzeli o aşktan ve hastalıktan arınıp tertemiz oldu...   

Mevlana Hazretlerinin mükemmel eseri olan Mesnevi'den Hikayeleri sade, yalın, anlaşılır ifadelerle paylaşmak güzel bir duygu...Umarım istifade edenlerden oluruz..Selam ve Dua ile inşAllah..

Köpek Beslemek




Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyuruyor: “Av, tarla, bahçe, sürü köpekleri müstesna olmak üzere köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksilir.”(1)

Köpek bulunan eve melek girmediğini bildiren hadislerde göz önünde bulundurulduğunda, koruma ve avlanma gibi bir ihtiyaç bulunmadan evlerde köpek beslemek İslamda menedilmiştir.

Çünkü;
a) Köpek besleyecek kadar imkanı olanların bakım ve harcamalarına yoksul ve kimsesiz insanlar daha layıktır.
b) Tıbbın kesin açıklamalarına göre köpeklerden insanlara geçen birçok hastalık vardır.
c) Köpek yoldan gelip geçeni, misafiri korkutur, rahatsız eder.


(1)Buhari, Ez-Zebaih, 6; Müslim, El-Müsakat, 46,50,56-58

Hayrettin Karaman..

Cehaletin tek ilacı sormak…


Câbir radıyallahü anh anlatıyor: Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık. İçimizden birinin başına taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilâm olduğu için, arkadaşlarına:

- Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.
Arkadaşları da:
- Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti. Peygamber aleyhisselâmın huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.

Bunun üzerine Resûlüllah aleyhisselâm:
- Adamı öldürmüşler, Allah onları öldürsün, buyurdu.
Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydılar ya; cehaletin ilâcı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı» diye ilâve etti (Ebû Davud)